Avrupa'nın siyasi merkezinden Anadolu topraklarına doğru yoğun bir diplomatik trafik başladı. İttifak'ın başındaki isim, önümüzdeki günlerde Ankara'da bir araya gelecek devlet ve hükümet başkanlarına hitaben yaptığı açıklamada, toplantının gündemini netleştirdi. Söz konusu olan sadece protokol değil; her üye ülkenin cebinden çıkaracağı rakamlar, fabrikaların üreteceği tank sayısı ve devam eden savaşa hangi kanallardan ne kadar kaynak aktarılacağı.
Şimdiye kadar üye ülkeler milli gelirlerinin yüzde 2'sini savunmaya ayırma taahhüdünde bulunuyordu. Yeni dönemde bu oran yüzde 5'e çıkarılması planlanıyor. Rakam büyük görünse de İttifak yetkilileri bunun sadece kağıt üzerinde kalmaması için somut harcama takvimi istiyor. Hangi ülke ne zaman, hangi kalemde ne kadar harcayacak, bunun hesabı Ankara'da masaya yatırılacak. Türkiye gibi kendi savunma sanayisini geliştiren ülkeler için bu hedef aynı zamanda bir fırsat anlamına geliyor.
Toplantının ikinci ayağı üretim kapasitesi. Ukrayna'daki çatışma İttifak'ın cephanelik ve araç stoklarını hızla eritmiş durumda. Artık söylem değil, kaç adet füze, kaç zırhlı araç, hangi tesiste ne hızla üretilecek gibi sorular var. Anadolu'dan bakıldığında bu, yerli savunma şirketlerinin uluslararası tedarik zincirinde daha görünür hale gelmesi demek. Zira Ankara, son on yılda İHA'dan füze sistemine kadar geniş bir yelpazeyi kendi imkanlarıyla hayata geçirdi ve şimdi İttifak bu kapasiteyi daha yakından takip ediyor.
Ukrayna'ya yönelik mali ve askeri yardımın sürekliliği ise toplantının en hassas maddesi. Bazı Batı başkentlerinde bu konuda yorgunluk sinyalleri belirse de İttifak yönetimi desteğin kesilmeyeceği mesajını veriyor. Türkiye'nin bu noktada hem coğrafi konumu hem de taraflarla kurduğu diyalog kanalları nedeniyle ayrı bir rolü var. Ankara Zirvesi'nde bu denge unsuru da masada olacak.
Anadolu topraklarında yapılacak zirve, İttifak'ın sadece Atlantik ötesine değil, aynı zamanda Orta Doğu, Kafkaslar ve Akdeniz'e bakan yüzünü de hatırlatıyor. Rakamlar, planlar ve taahhütler bu kez başkentin sokaklarında, Anadolu misafirperverliğiyle harmanlanan bir diplomasi sofrasında tartışılacak. Sonuçlar ise sadece savaş alanlarını değil, Türkiye'nin bölgesel ağırlığını da şekillendirecek.




